Sabiiler

Mecusilik

İran ve Hindistan halkından bir kısmının mensup olduğu bozuk inanışlardan biridir. Bu inancı kabul edenlere "Mecusi", rahiplerine de "Muz" denir. Hindistan ve civarında yaygın bulunan Brahmanların bir şubesi olan Mecusiler, ateşe, ineğe, timsaha taparlar. Bunlar M.Ö. yaklaşık 551 yıllarında Zerdüşt (Zarathoustra) denilen bir kimsenin kurduğu bir çeşit inanışa bağlıdırlar. Mecusiler ölülerini gömmezler, hususi yaptırılan kulelerde saklarlar ve akbabalara yedirirler.

Sabiilerde Toplumsal Yapı

Mandenler’de birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış toplumsal kastlar mevcut değildir. Bununla birlikte topluluk içinde dini törenleri yöneten bir din adamları grubu bulunur. Kuramsal olarak bedence sağlam, soyunda bir sapkınlık ya da dinden dönme olmayan herkes din adamı olabilir. Ancak uygulamada din adamlığı babadan oğula geçen bir meslek gibidir.

Din adamı olacak kişiler uzun bir süre bir başka din adamı gözetiminde adaylık ve öğrencilik dönemi geçirirler. Daha sonra düzenlenen bir inisiyasyon töreni ile din adamı olurlar. Din adamlığı dört dereceden oluşan bir hiyerarşik yapıya sahiptir. Yardımcı din adamlarına “Aşganda” adı verilir. Normal din adamlarına “Tarmida” denir. “Ganzibra” derecesi ise yöresel baş rahiplik düzeyidir. En üst dereceye “RişAma” adı verilir ve Manden topluluğunun önderi anlamına gelir.

Sabiilerin Tarihçesi

Mandenler, kendi dinlerinin Adem’le birlikte başladığını ileri sürerler. Aslında bu din, İ.Ö. 200 yıllarından başlayarak, Filistin-Ürdün yöresinde yaşayan heterodoks Yahudi akımları içersinde filizlenmiştir. Bu dönemde Kudüs’teki egemen Yahudi anlayışına karşı çıkan bir çok topluluk bulunmaktaydı. Bunlar arasında en önemlileri “Esseneler”, “Vaftizciler” ve “Nasuralar” idi. Mandenler açısından bunların içinde en dikkat çekeni Nasuralar’dır. Zira kendi kutsal metinlerinde Mandenler, Nasuralar’ı Filistin’deki kendi ataları olarak kabul ederler ve Nasuralar’ın Yahudiler ile yaptıkları mücadeleyi dile getirirler. Ortodoks Yahudi anlayışına karşı çıkan akımların içinde Nasuralar en güçlüsüydü. Bu yüzden Yahudiler, o dönemde karşılarına çıkan her aykırı akımı Nasuralar’dan olmakla suçladılar. Nitekim, İsa ve yandaşları da Yahudilerce önceleri Nasura adıyla çağrılmıştı.

SÂBİÎLER (MANDENLER)

Günümüzde toplam nüfusları ancak 20.000 kişi olan Mandenler, güney Irak’ta Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği bölgede ve güney-batı İran’da oturmaktadırlar. Araplar tarafından “Sâbiî” (Subbi ya da Subbâ) biçiminde adlandırılan bu topluluk, kendilerine “Mandenler” (bilgili olanlar, arifler anlamında; İngilizcede Mandaeans) adını verir. Kendileri için kullandıkları bir diğer ad “Nasuralar”dır (kutsal öğretileri koruyanlar anlamında; İngilizcede Nasoraeans). Manden adı tüm topluluk üyeleri için kullanılırken, Nasura adı yalnızca din adamları, topluluğun ileri gelenleri ve ataları için kullanılır. Mandenler, ayrı bir dil olan Mandence konuşurlar. Sâbiî sözcüğü ise Mandence’de “vaftiz olmak” ya da “suya daldırmak” anlamına gelen “sab” fiilinden türetilmiştir ve Araplar tarafından, Mandenlerin en dikkat çeken ve sık uyguladıkları ibadetlerinden biri olan vaftiz uygulaması nedeniyle, bu topluluğa bir ad olarak verilmiştir.

Sabiilerin İnançları

Mandenler, dünya üzerinde günümüze kadar varlığını sürdürebilmiş en son gnostik din olarak dikkat çekmektedir. Vaftizci Yahya’yı teolojilerinin en kutsal kişisi olarak kabul etmeleri nedeniyle “Vaftizci Yahya Hıristiyanları” (Christians of Saint John the Baptist) olarak da adlandırılırlar. Oysa İsa hakkındaki değrlendirmeleri oldukça farklıdır. Baigent, Leigh & Lincoln“The Messianic Legacy” adlı kitaplarında Mandenler’in İsa’yı bir sapkın, gizli öğretileri herkese açıklayan bir isyankar olarak gördüklerini belirtirler.

a)Kutsal Metinler:

Pek zengin bir dinsel literatüre sahip olan Mandenler’in kutsal metinleri iki ana grupta toplanır: Yazılı metinler ve çanak ve tabletler üzerindeki giz metinleri.

Bugünkü Sâbiîler

Sâbiîler hakkında açıklamalardan anlaşıldığı gibi, aslen ilâhî kaynaklı bir din olan sâbiîlikten günümüze bir şey kalmamıştır. Genel olarak bu gün, dünyada mevcut olan sâbiîler iki gruba ayrılırlar. Bunlar, Mandeenler (Betâyih Sâbiîleri) ve Harranîler (Harran Sâbiîleridir. Müslüman yazar, araştırıcı ve müctehidlerinin sâbiîlerle ilgili iki ayrı yaklaşımı, kendilerine sâbiî denilen birbirinden çok farklı iki ayrı sâbiî grup olmasından kaynaklanmaktadır. [1]

------------------------------------------------------

[1] Ahmed Kalkan, Kur’an-ı Kerim Kavram Tefsiri.

Sabiilerde Şahıslara Tapanlar

Bu gruba dahil olanların görüşleri şudur: Yıldızlar her ne kadar görünen varlıklar olsalar da bazı vakitlerde görünüp bazı vakitlerde görünmezler. O halde bu yıldızlar için putlar yapmak gerekir. Böylece putlara tapan bu insanlar, heykellere tapanlardan farklı olarak asıl ibâdeti heykellerin ötesinde Allah’a yaptıklarını söylemektedirler. Yani bu heykelleri Allah ile aralarında bir aracı kabul ederek müşrikçe bir yol takip etmektedirler. [1]

--------------------------------------------------------

[1] Ahmed Kalkan, Kur’an-ı Kerim Kavram Tefsiri.

Sabiilerde Heykellere Tapanlar

Bu gruba dahil olanlara göre, eğer bir insan gerçek yaratıcısına ibadet etmek istiyorsa bir aracıya ihtiyacı var demektir. Bu aracının da görünen bir şey olması gerekir. Ancak ruhanîler böyle değildir. İşte bu görüşten yola çıkan sâbiîlerin bu grubu yedi gezegeni temsil eden heykeller yaptılar; daha sonra da onlara tapınmağa başladılar. Böylece putperest bir yolu takip ettiler. [1]

------------------------------------------------------

[1] Ahmed Kalkan, Kur’an-ı Kerim Kavram Tefsiri.

Ikinci Dönem

Uzun bir dönemin geçmesinden sonra sâbiîler heykeller yapmaya başladılar ve bu heykellere de yıldızların isimlerini verdiler. Bunların başında yedi gezegenin adının verildiği heykeller gelmektedir. Sâbiîlerin böyle bir yol takip etmelerinde bazı bilginlerinin rolü vardır. Çünkü onların bilginleri kendilerine şöyle diyorlardı: "Yıldızlar Allah’a en yakın cisimlerdir. Bunlar konuşurlar ve dünyada olup biten her şeyi, Allah’ın emriyle yerine getirirler.” İşte böyle sapık fikirlerle hareket eden sâbiîler, işi daha ileriye götürerek, yıldızlardan menfaat gözetip onlar için kurbanlar kesmişlerdir. Diğer taraftan da onlar, gündüzleri yıldızlar görünmediklerinden dolayı, gündüzleri onların adına yaptıkları heykellere, geceleri de bu yıldızların kendilerine tapındılar. Bu hareketlerinde de görüldüğü gibi sâbiîler, câhiliyye devrindeki putperest Arapların âdeta örnekleri ve gök cisimlerine tapmanın mûcidi olmuşlardı. [1]

--------------------------------------------------------

İbâdetleri

Sâbiîlerin üç vakit farz namazları vardır: İlki, güneş doğarken kılınır ve sekiz rekâttır. İkincisi, güneşin göğü yarılamasından sonra kılınır ve beş rekâttır. Her rekâtında üç secde vardır. Üçüncüsü, gecenin üçüncü saatinde kılınır. Sâbiîlerin namazlarının kıyam, rukû ve secdesiz olarak, sadece toprak üzerinde oturmaktan ibaret olduğu da ifade edilir. Dolayısıyla biz, farklı sâbiî gruplarından bazılarının yalnız oturmak sûretiyle namaz kıldıklarını söyleyebiliriz. Biri gündüzün ikinci saatinde, biri de gündüzün dokuzuncusu saatinde olmak üzere iki de nâfile namaz kılarlar. Temizlenerek ve abdest alarak namaz kılarlar. Temizlenmek için akar suya dalmak şarttır. Burundan gelen kan ve ecnebî/yabancıya dokunmak abdetsi bozar.

Ölüm ve Ötesi ile İlgili İnanışları

Sâbiîler ölümün fenâ bulmak için bir intikal olduğuna inanırlar. Onlara göre ruh bu âlemden çıktıktan sonra başka bir âlem olan nur âlemine ulaşır. Eğer ruh temiz ise ebedî olarak bu nimet âleminde kalır. Eğer ruh kötü ise azaba uğrar. [1]

---------------------------------------------------------

[1] Ahmed Kalkan, Kur’an-ı Kerim Kavram Tefsiri.

Melek İnançları

Sâbiîler, melekleri tertemiz varlıklar olarak görürler. Onların inançlarına göre bir insan ne kadar temiz ve dindar olursa olsun, meleklerin seviyesine çıkamaz. Melekler hakkındaki bu görüşleri, onların melekleri ilâhlaştırmasından kaynaklanmış olabilir. İslâm’da ise, bir insan eğer iman edip güzel ameller yaparsa meleklerden bile üstün olabilir. Sâbiî inancına göre arzın yaratılışı tamamlandıktan sonra nur âleminden melekler indirilmiştir. Bunlar, diğer âlemler ile irtibat kurarlar. [1]

--------------------------------------------------------

[1] Ahmed Kalkan, Kur’an-ı Kerim Kavram Tefsiri.

Kutsal Kitapları

Sâbiîlerin kutsal kitapları hususunda da farklı görüşler vardır. Bazı araştırmacılar onların Zebur okuduklarını ifade etmektedirler. Bununla beraber, en önemli kutsal kitapları el-Kenza’dır. Ellerinde bulunan bu kitaplarını, Hz. Âdem’e dayandırmaktadırlar. Ancak, sâbiîlerin ellerindeki kutsal kitaplar matbû/basılı değildir; hepsi de elle yazılmıştır. Üstelik bu kitapları yazmak ve okumak işini de sadece sâbiîlerin kâhinleri üstlenmektedir. Bu kitaplar, sadece sâbiî âdet ve gelenekleri ile bazı dinî törenlerinden bahsetmektedir. Ellerindeki kitapların vahy ürünü olduklarını söyleyemeyiz. Tamamen sâbiîlerin âdetlerini işleyen bu kitaplar, bugün yahûdilerin Tevrat’a şerh olarak yazdıkları Talmut ve Protokollara benzetilebilir. Zaten bu kitaplar, evrensel bir mesaj olmayıp, bölgesel ve hatta yöresel diyebileceğimiz ve sâbiîlere ait bazı âdetleri ve davranış biçimlerini düzenleyen prensiplerden öte bir şey değildir.

Peygamber İnançları

Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hermes=Hz. İdris, “Azimûn=Hz. Şit ve Hz. Yahya gibi zevâtı peygamber olarak kabul etmektedirler. Buradan da anlaşılıyor ki sâbiîlik, aslen ilâhî kaynaklı bir din olmasına rağmen, bu sayılan isimlerin dışında hiçbir peygambere inanmadıklarından dolayı, peygamber inançlarının da tevhidî anlayışla ilgisi yoktur. Ayrıca onlar, peygamberlerin diğer insanlar gibi yiyip içtikleri için kendilerine itaat etmeyi gereksiz bulurlar.

Günümüzde öne çıkan yönleri, yıldızları ve gezegenleri kutsal saymaları ve onlara tapmalarıdır. Gök cisimlerine, onlar adına dikilmiş putlara, heykellere adaklar ve kurbanlar sunarlar. Kurban sunma törenini kâhinleri ve büyücüleri yönetir. Bunun sonucunda kâhinlerin, ilâhî makama yakınlaşmayı ve sorulan soruların cevabını bulmayı gerektiren bir bilgiye ulaşacaklarını umarlar. [1]

-----------------------------------------------------------

[1] Ahmed Kalkan, Kur’an-ı Kerim Kavram Tefsiri.

Allah İnançları

Sâbiîler, ezelî ve ebedî olan bir Allah’ın varlığına inanmakla birlikte O’nun şânına yakışmayan bazı şeyleri de kendisine izâfe etmişlerdir. Meselâ sâbiî inancına göre Cenâb-ı Allah Hz. Âdem’i kendi sûretinde yaratmıştır. Tanrı, yıldızlarının ruhudur. Sâbiîler, yıldızların adına yeryüzünde yaptıkları heykelleri de Rab’leri olarak kabul ederler ve dünyanın yaratıcısına ulaşmayı imkânsız sayarlar. Onlara göre insanlar bu yaratıcıya ruhanîlerin heykelleri ile yaklaşabilirler.

Görüldüğü gibi sâbiîler bir taraftan ezelî ve ebedî olan bir Allah'a inanırlarken, diğer taraftan O’nun hakkında putperest bir düşünce taşımaktadırlar. Onlar Allah’ı mutlaka görülmesi gereken bir varlık olarak algılamışlar ve bundan dolayı O’nun adına yeryüzünde heykeller dikmişlerdir. Zamanla gerçek Allah’ı unutan sâbiîler, heykellere tapınmağa başlamışlardır. [1]



----------------------------------------------------------